7 Haziran 2021 Pazartesi

MEZOPOTAMYA'DA TUFAN ÖYKÜLERİ

            YENİ BABİL TUFAN OLAYI



 
Mezopotamya'da Tufan öyküleri 2000 yıl içinde 3 ayrı zamanda, ikisi Akadca biri Sümerce yazılmış olarak bulundu.

Tufan efsanesi M.Ö 700 yıllarına tarihlenen Asur Kralı Asurbanipal Kütüphanesi'nden çıkmıştı. Aslında o, 12 tablet üzerine yazılmış GILGAMEŞ Destanı'nın 11. tabletine eklenmiş bir öykü idi. Gılgameş M:Ö 2900'lerde yaşadığı tahmin edilen URUK şehri kralı, kral listesine göre 126 yıl krallık yapmış. Onun annesi Tanrıça Ninsun, babası Uruk kralı olan Lugalbanda. Annesi tanrıça olduğu için onun da 1/3'ü tanrı, 2/3'ü insanmış. O, tanrılar tarafından akılla donatılmış; her şeyi bilen ve Tufan'dan önceki olayları bile anlatan bir kral. O, Uruk şehrine görkemli bir duvar yaptırıyor. Öyle ki, ona karşıdan bakılınca bakır kaplanmış gibi parlıyor. O işleri yaparken halkını kullanarak onları çok çalıştırıyor. İnsanlar evlerine gidemez oluyorlar. Onu biraz yavaşlatmak için tanrılar bir orman adamı olan ENKİDU'yu yaratıyorlar. O bir mabet fahişesi tarafından insan gibi eğitildikten sonra Gılgameş'e arkadaş oluyor. Gılgameş, "insanlar ölüyor ben de öleceğim. Adım sanım yok olacak. Adımı yok etmemek için ülkeme yararlı işler yapmalıyım" diyor ve arkadaşı Enkidu ile büyük zorluklara ve tehlikelere göğüs gererek ülkesine kereste getirmeyi engelleyen ormandaki ejderhayı, zararlar verecek gök boğasını öldürüyorlar. Sonunda da Enkidu hastalanıp ölüyor. Buna çok üzülen Gılgameş ölümsüzlüğü aramak için yollara düşüyor. Duyduğuna göre, ölümsüz olan bir tek kişi varmış ve o da Tufan'dan kurtulup tanrılar bahçesinde yaşayan UTNAPİŞTİM'miş. 
Gılgameş onu bulmak için yola çıkıyor. Çok uzun ve serüvenlerle dolu bir yolculuktan sonra "Maşu adlı iki tepeli bir dağa ulaşıyor (İran Elburuz Dağı'nın biri 5642, diğeri5633 metre yüksekliğinde iki tepesi bulunuyor)." Orada her gün güneşin doğuşunu ve batışını izleyen ve dağı bekleyen akrep adamlarla karşılaşıyor. Onlar onun nereye gitmek istediğini biliyorlar, ama yine de o gitmek istediği yeri, nedenini anlatıyor. Onlar da oraya gitmenin imkansız olduğunu söylüyorlar. Gılgameş dinlemiyor ve onlara dağın kapısını açıp onu bırakmalarını rica ediyor. Kapı açılıyor ve yoluna devam ediyor. Giderken birden öyle karanlık içine giriyor ki, ne önünü ne arkasını görebiliyor. Yine uzun bir yürüyüşten sonra yüzüne kuzey rüzgarı çarpıyor. Tekrar uzun bir yürüyüşten sonra güneşin ışıkları etrafı aydınlatıyor. Bu kez dallarında yakut, zümrüt, lapis lazuli taşlarından oluşan bir meyve bahçesine giriyor. Büyük bir şaşkınlıkla etrafına bakarken Güneş  Tanrısı Şamaş  ona seslenerek, "Aramaya gittiğin ölümsüzlüğü bulamayacaksın, bu istekten vazgeç!" diyor. Gılgameş de ona, "Bu kadar yerleri dolaşıp geldikten sonra kendimi toprağa gömüp uyuyayım mı? Ölüler güneşi görmezler bırak gözlerim güneşi görerek mutlu olsun." diyerek yürümesini sürdürüyor ve bir deniz veya su kenarına ulaşıyor. Orada yarı tanrıça olan Siduri adlı bir kadın bir meyhaneyi işletmektedir. O yarı tanrıça olduğundan Gılgameş'in serüvenlerini bildiği için ona "Orman ejderhasını, gök boğasını öldüren sen ne arıyorsun buralarda?" diyor. Gılgameş de ona, arkadaşı Enkidu'nun ölümü üzerine çok üzüldüğünü, ölümsüzlüğü bulmak için oralara geldiğini anlatıyor. Kadın ona, "Ölümsüzlüğü tanrılar kendilerine almışlar, onu vermezler sana. Sen elindeki yaşamın tadını çıkarmaya bak, ye, iç, bol bol eğlen, gül diyor."  Bütün bunlara karşın Gılgameş yine ondan kendisine yol göstermesi için yakarıyor. Kadın "Şimdiye kadar bu denizi Güneş Tanrısı Şamaş'tan başka aşan olmadı, burası ölüm denizidir, geçilmez. Yalnız karşıda gördüğün Utnapiştim'in kayıkçısı Urşanabi geçirebilir" diyor. Gılgameş Urşanabi'ye yaklaşarak durumunu ve ne istediğini büyük bir üzüntü ile anlatıyor. Urşanabi bu ölüm denizini geçebilmesi için kürek olarak kullanmak üzere ormandan 30 metre uzunluğunda 120 ağaç kesip getirmesini söylüyor. (Bu ölüm suyu Karacadağ volkanizmasından gelen zehirli gazların zehirlediği Diyarbakır içdenizi veya gölleri olabilirmiş) Gılgameş söyleneni getiriyor, tekneye biniyorlar. Ölüm suyuna el değmemesi gerek. Bunun için kullanılan kürekleri atarak Utnapiştim'in bulunduğu yere geliyorlar. Kenarda onların gelişini merakla izleyen Utnapiştim'in yanına gelerek onu görmek için birçok ülkeleri, geniş denizleri geçtiğini, dağları aştığını, kırlarda yaşayan ayı, aslan, kaplan, geyik, dağ keçisi gibi yaban hayvanlarını öldürerek etlerini yediğini, postlarından giysi yaptığını, bir gün olsun tatlı bir uyku uyumadığını, o yüzden perişan bir halde kendisine ölümsüzlüğü nasıl bulduğunu ve kendisinin de onu nasıl elde edebileceğini sormaya geldiğini anlatıyor. Bunları duyan Utnapiştim de ona bu yorucu yolculuğu beyhude yere yaptığını, tanrıların meydana getirdiği büyük bir Tufan'dan hem insanların, hem hayvanların soyunu kurtardığı için tanrılar tarafından ölümsüzlüğün yalnız kendisine ve karısına verildiğini, o yüzden başkasının bunu elde etmesinin olanaksız olduğunu söylüyor. Arkasından bu büyük Tufan'ın nasıl olduğunu ve bu ölümsüzlüğü nasıl kazandığını anlatıyor. 
Bunu çiviyazılı metnin çevirisinden  yazmayı çok isterdim fakat destan çok uzun. Bu hikayeyi daha sonra anlatabilirim isterseniz. Eğer okumak isterseniz de M.İ.Ç hocamın Gılgameş Kitabında bulabilirsiniz. 


★ ÖZET ★

Bu Gılgames Destanı'ndaki Tufan olayında tanrıların neden Tufan yapmaya kalktıkları belli değil. Anlatılanı toparlayacak olursak: Şuruppak kentinden Gök Tanrısı baba An, Hava Tanrısı Kral Enlil, valileri Ninurta ve ustabaşıları Ennugi başta olmak üzere bütün tanrılar toplanıyor ve orada bir Tufan yapmaya karar veriyorlar. Bunu dinleyen, insanların yardımcısı Bilgelik Tanrısı Enki/Ea hemen Utnapiştim adlı birine duvardan şöyle söylüyor: "Şuruppak Kralı Ubartutu'nun oğlu Utnapiştim kalk, hemen evini malını mülkünü sat, elinden çıkar; bir gemi yap, bu geminin her kenarı eşit, eni boyu da bir olsun. İçine de tüm canlı türlerinden birer tane al" diyor. Utnapiştim tanrıya, bunları hazırlarken halkına ne diyeceğini soruyor. O da, Tanrı Enlil'in artık onu bu topraklarda istemediğini, o yüzden Aspu'ya gideceğini ve Tanrı Ea'nın yanında kalacağını söylemesini öneriyor. Ayrıca, kalan insanlara bolluk gelecekmiş. Böylece Utnapiştim gemi için hazırlıklara başlıyor. Halk büyük bir gayretle keresteleri, asfaltları, geminin yapılmasına ne gerek varsa onları taşıyor. Gemi yapılırken yüzeyi 3600, bordası 60 metre olarak hesaplanıyor. Bu işler arasında işçileri doyurmak için öküzler, koyunlar kesiliyor. İçmek için nehirlerdeki su kadar şarap ve bira dağıtılıyor. Kısa bir sürede gemi tamamlanıp bir bayram şenliği halinde suya indiriliyor. Utnapiştim ne kadar parası, altını, gümüşü varsa hepsini, ailesini ve irili ufaklı evcil hayvanları teknenin içine alıyor. Ambar deliğini güzelce tıkıyor ve deliği kapatıyor. Gemiye girerken onu yapan usta Puzur-Ammurru'ya bütün sarayını ve içindekileri kendisine bıraktığını söylüyor. Birdenbire yağmur bütün şiddetiyle başlıyor, fırtınadan göz gözü görmüyor. Yerlerden de sular fışkırıyor, şimşekler çakıyor. Bu durumdan tanrılar bile korkmaya başlıyor.; öyle ki, köpekler gibi kıvrılıp oturuyorlar. 
Doğum Tanrıçası, doğuran bir kadın gibi çığlık atarken tanrılar meclisinde bu kararı nasıl onayladığına kızıyor ve "Ben insanları balıklar gibi denizleri doldurtmak için mi meydana getirdim" diye kendine kızıyor. Tanrıların hepsi korku ve üzüntü içine giriyorlar. Böylece 6 gün 6 gece boyunca Tufan yeryüzünü yok ediyor. 7. gün yağmur duruyor. Kilden yaratılan insanlar yine kile dönüşüyor. Utnapiştim hava deliğini açıyor ve karşıda bir dağ görüyor: Nezir/Numuş Dağı.  Orada gemi karaya oturuyor. Bu dağ onu 7 gün tutuyor. 7. gün Utnapiştim güversin gönderiyor, o konacak yer bulamayıp geri dönüyor. Ardından kırlangıcı salıveriyor. O da geri geliyor. Son gönderdiği karga dönmeyince suların çekildiğine karar veriyor ve karaya çıkıyor. Utnapiştim, içlerinde çeşitli yiyecekler dolu tören küpünü ortaya koyuyor. Burada, Ziggurat Dağı'na kurban yapılması çok ilginç. Orta Asya'daki Tufan efsanasinde yaşanılan dağ İthugurat, Kazıkurt adlarına benziyor. Güzel kokulu tütsüler yapıyor., kurbanlar kesiyor. Tanrılar bu güzel kokuları duyunca sinekler gibi üşüşüyorlar. Tanrıça İnanna bunları hiç unutmayacağını, uğursuz günleri hep hatırlayacağını söylüyor. Doğum Tanrıçası Beletili de "ölen çocukları simgeleyen boynumdaki Lapis Lazuli(lacivet taşı) gerdanlık gibi, bu olayı unutmayacağım" diyor. BU DEYİM, TEVRAT'TA TUFAN OLAYINDAN SONRA TANRI'NIN BULUT ÜZERİNE GÖKKUŞAĞI GELİNCE BU OLAYI HATIRLAYIP BİR DAHA BÖYLE BİR FELAKET YAPMAYACAĞINI SÖYLEMESİNE PARALELDİR. 
En son da Tufan'ın yapılmasını ortaya atan Enlil geliyor. Gemiyi görünce çok kızıyor. Bir tek kişinin bile sağ kalmaması gerekirken ne yazık ki biri kurtarmış bazı canlıları, diyor. Diğer tanrılar ona böyle bir karar verdikleri için söyleniyor. Tanrı Ea/Enki: " Suçlu olanı cezalandırmalıydın. Suçsuzları nasıl böyle yok edebilirsin. Tufan yerine aslanları, kurtları salsaydın aralarına. Salgın hastalık salsaydın aralarına" diyor. 
O zaman Tanrı Enlil gemiye geliyor. Utnapişim'i kutsayarak," Şu ana kadar sen bir insandın, bundan sonra biz tanrılar gibi ölümsüz olarak karınla birlikte nehirlerin denize döküldüğü uzak bir yerde yaşayacaksın" diyor. 
UTNAPİŞTİM'in anlamı: YAŞAMI BULDU 








kaynakça: Muazzez İlmiye Çığ,
Bilgameş/Gılgameş-Tarihte ilk Kral Kahraman,
Sümerlerde Tufan Tufan'da Türkler,
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümerler'deki Kökeni,
    Begmrat Gerey,
Maureen Gallery Kovacs,
William Ryan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

TUFAN EFSANE Mİ? GERÇEK Mİ? PEKİ OLDU MU? YA HİÇ OLMADIYSA!!

İngiltere'de bir rahip ve jeolog olan William Buckland, 'Jeolojinin Din ile İlişkisi" adlı konferansında, İngiltere ve İskoçya ...