13 Haziran 2021 Pazar

TUFAN EFSANE Mİ? GERÇEK Mİ? PEKİ OLDU MU? YA HİÇ OLMADIYSA!!





İngiltere'de bir rahip ve jeolog olan William Buckland, 'Jeolojinin Din ile İlişkisi" adlı konferansında, İngiltere ve İskoçya anakarasında bulunan katmanlaşmamış çökellerini, bütün dünyayı kaplayan Nuh Tufanı'nın oluşturduğunu anlatıyor. Bu, 50 yıl boyunca kabul ediliyor. Daha sonra bunların buzul çağından sonraki erimelerden meydana geldiğini kanıtlıyor. 
Yine 1800 yılları içinde, Louis Agassis adlı bir bilim insanı bütün Avrupa'nın ve Hazar Denizi'ne kadar bütün Kuzey Asya'nın buzullarla kaplı olduğu kuramını ortaya atıyor. Bunu, Alp Dağları'ndaki gezileriyle kanıtlamaya çalışıyor ve bunların Tufan'dan kalan izler olduğunu söylüyor. Bu da kabul edilmiyor. Jeologlar, bunların Tufan izleri olmadığını anlatmaya çalıştıklarından, bir süre sonra Dicle Nehri'nde çok büyük bir taşma oluyor. Bağdat şehrinin sokakları 2-3 metre yüksekliğinde çamurla doluyor. Evler, duvarlar yıkılıyor. Sonra da büyük bir açlık başlıyor ve 100 bin kişi ölüyor. 
Buna dayanan araştırıcılar, Mezopotamya'daki Fırat ve Dicle nehirlerinin taşkınlıklarının bıraktığı izler diye yorumlamakta devam ettiler Tufan olayını. Ama yapılan kazılarda bütün alanı kaplayan Tufan kalıntılarına rastlanamadı. M.Ö 2800 yıllarına tarihlenen Ur kral mezarlarını ortaya çıkaran L. Wooley, kazıda bulduğu kalın bir kum tabakasını Tufan'dan kalan iz olarak nitelemiş ve bu gazetelerde büyük bir heyecanla yazılmıştı. Daha sonra oralarda yapılan başka kazılarda aynı tabakanın bulunmayışı üzerine, bunun yerel bir taşkınlıktan ileri geldiği anlaşılmıştı. 
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi eski Sümeroloji profesörlerinden Emin Bilgiç Tufan hakkında şöyle demiş: "En eski insanlığın ve kainatın yaratılışı ile ilgili kozmogonik inanışın bir parçası olan Tufan efsanesinin gerçekle ilgisi yoktur. Bu inanışın doğa kanunlarına aykırılığı bilinmektedir. Tarih ve bilim açısından sabit değildir(kanıtlanmamıştır). Eski alemin büyük bir kısmına yayılmış olan kavimlerin kaynaklarında ve folklorunda Tufan'ın önemli bir yeri olduğu ve çeşitli jeolojik tabakalarda fosilleri bulunan hayvan türlerinin Tufan sonrasında görülmediği gibi, iddialarla gerçekleştirilmeye çalışılan Tufan'ın en eski yazılı Tufan efsanelerinin kaynağı olan Mezopotamya'da ve başka ülkelerde arkeolojik yönden ve tabiat tarihi ile ilgili bir delil ortaya çıkmamıştır.
Emin Bilgiç, dünya üzerindeki çeşitli yerlerde Tufan şeklinde olan taşkınlıklardan söz ettikten sonra: Genel anlamda Tufan efsanesinin karşılaştırılması, incelenmesi, bunların büyük bir kısmının esas itibarıyla mahalli olaylardan doğduğunu ve hayal gücü ile bunların çok renkli bir hal aldıklarını, seyrek olmak üzere şekil değişikliğine uğradıklarını açık olarak ortaya koymaktadır. 
Son zamanlarda Tufan'ın yeri için yeni bir varsayım ortaya atıldı. Arkeolog Profesör sayın Mehmet Özdoğan'ın Atlas dergisinin Nisan 2006 tarihli 157. sayfasında yayımlanan yazısında, Sümer Tufan olayının Güneydoğu Anadolu'da özellikle Fırat Nehri havzasında meydana gelen taşkınlıklardan kalan anılar olduğu ileri sürülüyor. Bu taşkınlıklar, oralarda yapılan kazılarda bulunan sel kalıntı tabakalarıyla gösteriliyor. Bu kalıntılardan bazıları 2 metre yüksekliğinde büyük çakıllardan oluşuyor. Bunlar ancak çok büyük ve şiddetli bir taşkınlık sonucu olabilirmiş. Bu da Karakaya baraj gölü alanında Kömürhan Boğazı'nın bir deprem veya kayma sonucu tıkanması ve Fırat Nehri'nin sularının bir süre orada tutulması , yine suların sıkıştırılması ile açılarak toplanan suların bir Tufan gibi fışkırması sonucu olabilirmiş. Böyle bir olay, M.S 1600 yıllarında yaşanmış orda. Yazar, daha önceki taşkınlıkları M.Ö 4000-2000 yılları arasına tarihliyor ve Ubeyt tabakasını kapladığını ileri sürüyor.
 "Bu olay olabilir, ama denize doğru akan bu azgın sulara karşı gemi nasıl gidecekti Cudi Dağı'na?
4 Ekim 2007 tarihli sabah gazetesindeki bir haberde, Dağıstanlı Jeolog ve yazar Gadjimuradov, Nuh Tufanı'nın 8000 yıl önce Van Gölü'nde meydana geldiğini, bu Tufan'ın asla bütün dünyayı kaplayan bir Tufan olamayacağını, Atlantis izlerinin de Van Gölü'nde aranması gerektiğini öne sürüyor. Ad kavminin yok olması da buna bağlıymış. 

Prof. Mümin Köksoy, "Karadeniz'de olduğu ileri sürülen Tufan, asla kutsal kitaplardaki Nuh Tufanı olamaz! Nuh Tufanı, aşağı Mezopotamya'da meydana gelen yerel bir Tufan'dır ve yalnız o yöredeki insanları ve canlıları etkilediği kesinlik kazanmıştı" diyor ve onu jeolojik verilerle kanıtlamaya çalışıyor. Ayrıca, Nuh Tufanı bir akarsu tufanıdır. Tufan'dan sonra sular çekilmemiştir. Karadaki insanlar ve hayvanlar yok olmamıştır. diyor; onların bunu Nuh Tufan'ı olarak göstermelerini mantıklı bulmuyor ve bu senaryonun masaldan öteye gitmeyeceğini, temelden yıkılacağını ekliyor. 

Korkut Ata Üniversitesi'nden tarih, dil, arkeoloji ve antropoloji araştırmaları yapan Doç. Aristanberk, Prof. Enis Yakupoğlu ve Dr. Maniyev Tanrıbergen, Doğu Tataristan ile doğu denizinden Çeluge'ye kadar birçok dağ ve tepede, denizden çok uzak olmalarına rağmen midye ve diğer deniz hayvanı fosilleri buluyorlar. Ahmet Yesevi Üniversitesi'nden öğretim üyesi Kenan Yavan, Karadağlarda yaptığı gezilerde Tufan'a ait önemli izler bularak videoya çekmiş ve bunları 2003'te üniversitede göstermiş. O zamanlar bir içdeniz olan Tufan Ovası, daha sonraları ikiye bölünerek Hazar ve Aral gölleri ortaya çıkmış. Geri kalan kısmı da 6000'lerde kurumuş ve bugünkü Turan Ovası'nı meydana getirmiş.

 
Bu çalışmaya, Sümerlilerin yazmış oldukları ve din kitaplarına dünyayı kapladığı şeklinde giren Tufan olayının, Orta Asya'daki büyük taşkınlıklardan kalan anılar olduğu kanıtlardır. Önce Tufan Karadeniz'de, Dicle ve Fırat nehirlerinde olabilme varsayımlarına rastlanır. Bunlara göre son buzul çağından sonra M:Ö 20.000 yıllarında itibaren buzullar erimeye başlıyor. Bu eriyen buzullardan 11000-12000 yıllarında büyük taşkınlıklar oluyor. Bu taşkınlıklardan dolan nehirler vaktiyle Turan Ovası'nı Turan Denizi haline getiriyor. Aral Gölü doluyor., Hazer Denizi'ne ulaşıyor. Hazer'den dolan sular bir taraftan Karadeniz'e akıyor, diğer taraftan Anadolu'da Çoruh Vadisi'ni ağzına kadar dolduruyor; Artvin, Oltu, Narman arası birleşiyor. Van Gölü genişliyor ve Diyarbakır içdenizini oluşturuyor. Ardahan'da şehrin civarında kumul tepeleri olduğunu ve deniz hayvanları fosillerinin bulunduğu söylentiler arasında. Fakat Ardahan İl Çevre Durumu Raporunda bunlar yazılmıyor. 
Azerbaycan'da bir anlatıya göre, Tufan'da suların yükselmesiyle Nahcivan Aras vadisi tamamen su altında kalmış. Uzun süre oralarda yaşam, Karabağlar ve Gemikaya yöresinde sürmüş. O yüzden Türkler, Azerbaycan'da Nahcivan şehrine "Nuhun Yurdu" anlamına gelen "Nuhcivan" demişler.

Sümerlilerin bu olayları kendi yaşadıkları zamandan ne kadar uzak olarak düşündüklerini görüyoruz. Öyle ki, birkaç bin yıl bile değil, binlerce yıl önce. Onların bunu nasıl düşündüklerini insanın aklı almıyor. Sonuca gelirsek sonu derya deniz 😊


Dünyanın yüzeyi 510.100.000m2,
su miktarı 1.386.000.000 km3.
Yeryüzünün tamamen sular altında kalması,
geminin Ağrı Dağı’na oturması için 5.173m. yükselmesi gerek.
Bu su nereden geldi ve nereye gitti arkadaşlar ???
 
Kısacası Azerbaycan'dan Kazakistan'a, Sümer'den Yunan'a, İran'dan Hindistan'a kadar herkesin kendince bir Tufan Efsanesi var. Ben izah-ı hakikatte bulunup aradan çekiliyorum.
 Teşekkürler Sevgili Okur 💗

7 Haziran 2021 Pazartesi

MEZOPOTAMYA'DA TUFAN ÖYKÜLERİ

            YENİ BABİL TUFAN OLAYI



 
Mezopotamya'da Tufan öyküleri 2000 yıl içinde 3 ayrı zamanda, ikisi Akadca biri Sümerce yazılmış olarak bulundu.

Tufan efsanesi M.Ö 700 yıllarına tarihlenen Asur Kralı Asurbanipal Kütüphanesi'nden çıkmıştı. Aslında o, 12 tablet üzerine yazılmış GILGAMEŞ Destanı'nın 11. tabletine eklenmiş bir öykü idi. Gılgameş M:Ö 2900'lerde yaşadığı tahmin edilen URUK şehri kralı, kral listesine göre 126 yıl krallık yapmış. Onun annesi Tanrıça Ninsun, babası Uruk kralı olan Lugalbanda. Annesi tanrıça olduğu için onun da 1/3'ü tanrı, 2/3'ü insanmış. O, tanrılar tarafından akılla donatılmış; her şeyi bilen ve Tufan'dan önceki olayları bile anlatan bir kral. O, Uruk şehrine görkemli bir duvar yaptırıyor. Öyle ki, ona karşıdan bakılınca bakır kaplanmış gibi parlıyor. O işleri yaparken halkını kullanarak onları çok çalıştırıyor. İnsanlar evlerine gidemez oluyorlar. Onu biraz yavaşlatmak için tanrılar bir orman adamı olan ENKİDU'yu yaratıyorlar. O bir mabet fahişesi tarafından insan gibi eğitildikten sonra Gılgameş'e arkadaş oluyor. Gılgameş, "insanlar ölüyor ben de öleceğim. Adım sanım yok olacak. Adımı yok etmemek için ülkeme yararlı işler yapmalıyım" diyor ve arkadaşı Enkidu ile büyük zorluklara ve tehlikelere göğüs gererek ülkesine kereste getirmeyi engelleyen ormandaki ejderhayı, zararlar verecek gök boğasını öldürüyorlar. Sonunda da Enkidu hastalanıp ölüyor. Buna çok üzülen Gılgameş ölümsüzlüğü aramak için yollara düşüyor. Duyduğuna göre, ölümsüz olan bir tek kişi varmış ve o da Tufan'dan kurtulup tanrılar bahçesinde yaşayan UTNAPİŞTİM'miş. 
Gılgameş onu bulmak için yola çıkıyor. Çok uzun ve serüvenlerle dolu bir yolculuktan sonra "Maşu adlı iki tepeli bir dağa ulaşıyor (İran Elburuz Dağı'nın biri 5642, diğeri5633 metre yüksekliğinde iki tepesi bulunuyor)." Orada her gün güneşin doğuşunu ve batışını izleyen ve dağı bekleyen akrep adamlarla karşılaşıyor. Onlar onun nereye gitmek istediğini biliyorlar, ama yine de o gitmek istediği yeri, nedenini anlatıyor. Onlar da oraya gitmenin imkansız olduğunu söylüyorlar. Gılgameş dinlemiyor ve onlara dağın kapısını açıp onu bırakmalarını rica ediyor. Kapı açılıyor ve yoluna devam ediyor. Giderken birden öyle karanlık içine giriyor ki, ne önünü ne arkasını görebiliyor. Yine uzun bir yürüyüşten sonra yüzüne kuzey rüzgarı çarpıyor. Tekrar uzun bir yürüyüşten sonra güneşin ışıkları etrafı aydınlatıyor. Bu kez dallarında yakut, zümrüt, lapis lazuli taşlarından oluşan bir meyve bahçesine giriyor. Büyük bir şaşkınlıkla etrafına bakarken Güneş  Tanrısı Şamaş  ona seslenerek, "Aramaya gittiğin ölümsüzlüğü bulamayacaksın, bu istekten vazgeç!" diyor. Gılgameş de ona, "Bu kadar yerleri dolaşıp geldikten sonra kendimi toprağa gömüp uyuyayım mı? Ölüler güneşi görmezler bırak gözlerim güneşi görerek mutlu olsun." diyerek yürümesini sürdürüyor ve bir deniz veya su kenarına ulaşıyor. Orada yarı tanrıça olan Siduri adlı bir kadın bir meyhaneyi işletmektedir. O yarı tanrıça olduğundan Gılgameş'in serüvenlerini bildiği için ona "Orman ejderhasını, gök boğasını öldüren sen ne arıyorsun buralarda?" diyor. Gılgameş de ona, arkadaşı Enkidu'nun ölümü üzerine çok üzüldüğünü, ölümsüzlüğü bulmak için oralara geldiğini anlatıyor. Kadın ona, "Ölümsüzlüğü tanrılar kendilerine almışlar, onu vermezler sana. Sen elindeki yaşamın tadını çıkarmaya bak, ye, iç, bol bol eğlen, gül diyor."  Bütün bunlara karşın Gılgameş yine ondan kendisine yol göstermesi için yakarıyor. Kadın "Şimdiye kadar bu denizi Güneş Tanrısı Şamaş'tan başka aşan olmadı, burası ölüm denizidir, geçilmez. Yalnız karşıda gördüğün Utnapiştim'in kayıkçısı Urşanabi geçirebilir" diyor. Gılgameş Urşanabi'ye yaklaşarak durumunu ve ne istediğini büyük bir üzüntü ile anlatıyor. Urşanabi bu ölüm denizini geçebilmesi için kürek olarak kullanmak üzere ormandan 30 metre uzunluğunda 120 ağaç kesip getirmesini söylüyor. (Bu ölüm suyu Karacadağ volkanizmasından gelen zehirli gazların zehirlediği Diyarbakır içdenizi veya gölleri olabilirmiş) Gılgameş söyleneni getiriyor, tekneye biniyorlar. Ölüm suyuna el değmemesi gerek. Bunun için kullanılan kürekleri atarak Utnapiştim'in bulunduğu yere geliyorlar. Kenarda onların gelişini merakla izleyen Utnapiştim'in yanına gelerek onu görmek için birçok ülkeleri, geniş denizleri geçtiğini, dağları aştığını, kırlarda yaşayan ayı, aslan, kaplan, geyik, dağ keçisi gibi yaban hayvanlarını öldürerek etlerini yediğini, postlarından giysi yaptığını, bir gün olsun tatlı bir uyku uyumadığını, o yüzden perişan bir halde kendisine ölümsüzlüğü nasıl bulduğunu ve kendisinin de onu nasıl elde edebileceğini sormaya geldiğini anlatıyor. Bunları duyan Utnapiştim de ona bu yorucu yolculuğu beyhude yere yaptığını, tanrıların meydana getirdiği büyük bir Tufan'dan hem insanların, hem hayvanların soyunu kurtardığı için tanrılar tarafından ölümsüzlüğün yalnız kendisine ve karısına verildiğini, o yüzden başkasının bunu elde etmesinin olanaksız olduğunu söylüyor. Arkasından bu büyük Tufan'ın nasıl olduğunu ve bu ölümsüzlüğü nasıl kazandığını anlatıyor. 
Bunu çiviyazılı metnin çevirisinden  yazmayı çok isterdim fakat destan çok uzun. Bu hikayeyi daha sonra anlatabilirim isterseniz. Eğer okumak isterseniz de M.İ.Ç hocamın Gılgameş Kitabında bulabilirsiniz. 


★ ÖZET ★

Bu Gılgames Destanı'ndaki Tufan olayında tanrıların neden Tufan yapmaya kalktıkları belli değil. Anlatılanı toparlayacak olursak: Şuruppak kentinden Gök Tanrısı baba An, Hava Tanrısı Kral Enlil, valileri Ninurta ve ustabaşıları Ennugi başta olmak üzere bütün tanrılar toplanıyor ve orada bir Tufan yapmaya karar veriyorlar. Bunu dinleyen, insanların yardımcısı Bilgelik Tanrısı Enki/Ea hemen Utnapiştim adlı birine duvardan şöyle söylüyor: "Şuruppak Kralı Ubartutu'nun oğlu Utnapiştim kalk, hemen evini malını mülkünü sat, elinden çıkar; bir gemi yap, bu geminin her kenarı eşit, eni boyu da bir olsun. İçine de tüm canlı türlerinden birer tane al" diyor. Utnapiştim tanrıya, bunları hazırlarken halkına ne diyeceğini soruyor. O da, Tanrı Enlil'in artık onu bu topraklarda istemediğini, o yüzden Aspu'ya gideceğini ve Tanrı Ea'nın yanında kalacağını söylemesini öneriyor. Ayrıca, kalan insanlara bolluk gelecekmiş. Böylece Utnapiştim gemi için hazırlıklara başlıyor. Halk büyük bir gayretle keresteleri, asfaltları, geminin yapılmasına ne gerek varsa onları taşıyor. Gemi yapılırken yüzeyi 3600, bordası 60 metre olarak hesaplanıyor. Bu işler arasında işçileri doyurmak için öküzler, koyunlar kesiliyor. İçmek için nehirlerdeki su kadar şarap ve bira dağıtılıyor. Kısa bir sürede gemi tamamlanıp bir bayram şenliği halinde suya indiriliyor. Utnapiştim ne kadar parası, altını, gümüşü varsa hepsini, ailesini ve irili ufaklı evcil hayvanları teknenin içine alıyor. Ambar deliğini güzelce tıkıyor ve deliği kapatıyor. Gemiye girerken onu yapan usta Puzur-Ammurru'ya bütün sarayını ve içindekileri kendisine bıraktığını söylüyor. Birdenbire yağmur bütün şiddetiyle başlıyor, fırtınadan göz gözü görmüyor. Yerlerden de sular fışkırıyor, şimşekler çakıyor. Bu durumdan tanrılar bile korkmaya başlıyor.; öyle ki, köpekler gibi kıvrılıp oturuyorlar. 
Doğum Tanrıçası, doğuran bir kadın gibi çığlık atarken tanrılar meclisinde bu kararı nasıl onayladığına kızıyor ve "Ben insanları balıklar gibi denizleri doldurtmak için mi meydana getirdim" diye kendine kızıyor. Tanrıların hepsi korku ve üzüntü içine giriyorlar. Böylece 6 gün 6 gece boyunca Tufan yeryüzünü yok ediyor. 7. gün yağmur duruyor. Kilden yaratılan insanlar yine kile dönüşüyor. Utnapiştim hava deliğini açıyor ve karşıda bir dağ görüyor: Nezir/Numuş Dağı.  Orada gemi karaya oturuyor. Bu dağ onu 7 gün tutuyor. 7. gün Utnapiştim güversin gönderiyor, o konacak yer bulamayıp geri dönüyor. Ardından kırlangıcı salıveriyor. O da geri geliyor. Son gönderdiği karga dönmeyince suların çekildiğine karar veriyor ve karaya çıkıyor. Utnapiştim, içlerinde çeşitli yiyecekler dolu tören küpünü ortaya koyuyor. Burada, Ziggurat Dağı'na kurban yapılması çok ilginç. Orta Asya'daki Tufan efsanasinde yaşanılan dağ İthugurat, Kazıkurt adlarına benziyor. Güzel kokulu tütsüler yapıyor., kurbanlar kesiyor. Tanrılar bu güzel kokuları duyunca sinekler gibi üşüşüyorlar. Tanrıça İnanna bunları hiç unutmayacağını, uğursuz günleri hep hatırlayacağını söylüyor. Doğum Tanrıçası Beletili de "ölen çocukları simgeleyen boynumdaki Lapis Lazuli(lacivet taşı) gerdanlık gibi, bu olayı unutmayacağım" diyor. BU DEYİM, TEVRAT'TA TUFAN OLAYINDAN SONRA TANRI'NIN BULUT ÜZERİNE GÖKKUŞAĞI GELİNCE BU OLAYI HATIRLAYIP BİR DAHA BÖYLE BİR FELAKET YAPMAYACAĞINI SÖYLEMESİNE PARALELDİR. 
En son da Tufan'ın yapılmasını ortaya atan Enlil geliyor. Gemiyi görünce çok kızıyor. Bir tek kişinin bile sağ kalmaması gerekirken ne yazık ki biri kurtarmış bazı canlıları, diyor. Diğer tanrılar ona böyle bir karar verdikleri için söyleniyor. Tanrı Ea/Enki: " Suçlu olanı cezalandırmalıydın. Suçsuzları nasıl böyle yok edebilirsin. Tufan yerine aslanları, kurtları salsaydın aralarına. Salgın hastalık salsaydın aralarına" diyor. 
O zaman Tanrı Enlil gemiye geliyor. Utnapişim'i kutsayarak," Şu ana kadar sen bir insandın, bundan sonra biz tanrılar gibi ölümsüz olarak karınla birlikte nehirlerin denize döküldüğü uzak bir yerde yaşayacaksın" diyor. 
UTNAPİŞTİM'in anlamı: YAŞAMI BULDU 








kaynakça: Muazzez İlmiye Çığ,
Bilgameş/Gılgameş-Tarihte ilk Kral Kahraman,
Sümerlerde Tufan Tufan'da Türkler,
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümerler'deki Kökeni,
    Begmrat Gerey,
Maureen Gallery Kovacs,
William Ryan.

KUR'AN 'DA TUFAN


(Hollanda'da yükselen deniz seviyesinden endişelenen Hollandalı Johan Huibers, Nuh'un gemisinin bir kopyasını yaptı)

Kur'an'da bu olay çok yüzeysel yazılmış. Ankebut Suresi'ndeki çeşitli ayetlerin çoğu, Nuh'un kavmi ile olan inanç problemleri ile ilgili. "Tufan" kelimesi yalnız bir kere geçiyor. Tufan ile ilgili surelerde ayetler sırasıyla şöyledir: 

     (A'raf Suresi, ayet 59)

 " Ant olsun ki, Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben üzerinize gelecek azaptan korkuyorum." 

    (Yunus Suresi, ayet 73)

 " Yine de onu yalanladılar. Biz hem onu hem de gemide onunla bulunanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak uyarılanların sonu nasıl oldu."

    (Hud Suresi, ayet 36-44)

"Nuh'a vahyolundu ki, artık kavminden iman etmiş olanlardan başkası sana inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte oldukları günahlardan üzülme. Bizim gözlerimiz önünde bildirdiğimiz gibi gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana söyleme; çünkü onlar mutlaka boğulacaktır. Nuh gemiyi yaparken kavminden ileri gelenler -her uğradıkça- onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: 'Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ettiyseniz biz de sizinle alay edeceğiz.' Nihayet emrimiz gelip sular kaynayınca Nuh'a dedi ki: 'Her cinsten birer çifti ve aleyhinde hüküm verilmişler dışında, aileni ve iman edenleri gemiye yükle.' Pek az kimse onunla birlikte iman etmişti. Nuh de ki: 'Gemiye binin, onun yüzüp gitmesi de durması da Allah'ın izniyledir.' Gemi dağlar gibi dalgalar arasında olanlarla birlikte yüzüp gidiyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna 'Yavrucuğum bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma' diye seslendi. Oğlu, 'beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım' dedi. Nuh, 'bugün Allah'tan başka koruyucu yoktur' dedi. Aralarına dalga girdi. Oğlu da boğulanlara karıştı. "Ey yer, suyu yut, ey gök sen de suyu tut!' denildi. Su çekilip azaldı, iş bitti, gemi Cudi'ye oturdu. 'Haksızlık yapan millet, Allah'ın rahmetinden uzak olsun' denildi." 

   (Mü'minün Suresi, ayet 26-29) 

"Nuh, 'Rabbim beni yalancı çıkartmalarına karşı bana yardım et! dedi. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: 'Gözcülüğümüz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap, bizim emrimiz gelip sular kaynayınca her cinsten birer çifti, içlerinden daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanlar hakkında bana hiç yalvarma. Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.' Sen yanındakilerle o gemiye yerleştiğinde, 'Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamd olsun' de ve de ki, 'Beni bereketli bir yere indir, sen konuklatanların en hayırlısısın!" 

  (Şuara Suresi, ayet 117-120)

"Nuh, 'Rabbim! Kulum beni yalanladı. Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver, beni ve beraberimde ki insanları kurtar!' dedi. Bunun üzerine biz onu ve beraberindeki yüklü geminin içinde kurtardık, geri kalanları suda boğduk."

 (Ankebüt Suresi, ayet 14-15)

" Ant olsun ki, biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o 950 yıl onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken Tufan kendilerini yakalayıverdi. Ama biz Nuh'u ve gemide olanları kurtardık ve bu alemlere ibret kıldık." 

  (Zariyat Suresi, ayet 46)
"Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir kavimdiler."

(Yasin Suresi, ayet 41-43)
"Onlara bir delil de, soylarını dolu bir gemiye taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binerleri yaratmış olmamızdır. Dilesek onları da suda boğardık, ne kurtaran bulunur ne de kendileri kurtulabilirdi. 


★ DEĞERLENDİRME ★

Kur'an'da Tufan olayı görüldüğü gibi, çeşitli sureler içine dağıtılmış. Burada bütün amaç olayı anlatmak değil, Nuh'un insanları Allah'ın birliğine inandırma uğraşısını göstermek. Eğer inanmazlarsa, onlara da böyle bir felaket gelecek diye uyarılmaları. Bu öyküden, 7 sure içinde 20 kadar ayette -değişik şekillerde- söz edilmiş. Bunlarda yalnız bir kez "Tufan" kelimesi geçiyor. Geminin nasıl yapılacağı, Tufanın ne kadar sürdüğü, nereleri kapladığı gemiden nasıl çıktıkları, Nuh'un neden 950 yıl yaşadığı bildirilmemiş
Tevrat'ta Nuh'un 3 oğlu birden gemiye giriyor. Kur'an'da bir oğlu inanmadığı için gemiye binmiyor ve boğuluyor. Bu da bir ders insanlara. Bir de Tufan'a inanmayıp hazırlıklı olmayanların yok oldukları yazılıyor. Halbuki Tufan yalnız Nuh'a bildirilmişti.
Tevrat ve Kur'an'da yazılan bu Tufan efsanesindeki Nuh gemisi, suda boğulanlar, İslam sanatçıları tarafından çeşitli minyatürlerle gösterildiği gibi, yazarları tarafından da Tufan olayı din kitaplarında yazılanlardan ayrı, kendi yorumlarıyla yazıya geçirilmiştir!!!


Metin And'ın Minyatürlerle Osmanlı-İslam Mitologyası kitabında oldukça değişik bir Tufan efsanesi yazılı. 
Geminin ölçüleri bazı kaynaklara göre şöyle: 
Uzunluğu 300, eni 50, derinliği 30 arşın; başka bir kaynağa göre ise uzunluğu 1200, genişliği 600 arşınmış. 3 katlı geminin bir katı evcil ve yaban hayvanlarına, bir katı insanlara, üçüncü katı da kuşlara ayrılmış. Gemide hayvan dışkıları çoğalınca Tanrı Nuh'a filin kuyruğunu çekmesini söylemiş. Kuyruk çekilince biri erkek biri dişi iki domuz çıkarak dışkıları temizlemişler. Fareler çoğalınca aslanın iki gözü arasına vuruyor Nuh, o zaman da kediler var olup fareleri yiyorlar. Nuh, gemiye hayvanlardan ilkönce karıncayı en son eşeği alıyor; ama eşeğin kuyruğuna şeytan yapıştığı için bir türlü gemiye giremiyor. Nuh, Şeytana: "sen de gir" deyince o da giriyor gemiye. 

(Metin And, minyatürlerle osmanlı islam mitologyası s.113)


 
                                                                    

kaynakça: Muazzez İlmiye Çığ,
Bilgameş/Gılgameş-Tarihte ilk Kral Kahraman,
Sümerlerde Tufan Tufan'da Türkler,
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümerler'deki Kökeni,
    Begmrat Gerey,
Maureen Gallery Kovacs,
William Ryan,
Metin And.


TEVRAT'DA TUFAN

Türk çocuğu mazisini öğrendikçe daha büyük işler başaracaktır

                                                                                                                           ATATÜRK 


                               

Yüzlerce yıldan beri tanrının yazdırdığına ve bütün dünyayı kapladığına inanılan bir 'Tufan' gerçekten olmuş muydu? Bu öykünün ilk olarak Sümerlilerin yazdığı ve oradan Tevrat'a geçtiği bulunan metinlerle ortaya çıkmıştı; ama bu Tufan nerede ve ne zaman olmuştu?

Önce din kitaplarında yazılan sonra da çivi yazılı metinlerde okunan Tufan olayının nerede olduğu veya olabileceği hakkında bir çok varsayım yapılmış, "Sümerlilerin dilinin Türk diline" benzediği, onların Orta Asya'dan gelmiş olabileceği üzerinde durulmuş; ama kimsenin aklına 'Tufan Efsanesinin' kaynağının Orta Asya'da olabileceği gelmemişti. İlk kez James Churchward'ın Childern of Mu adlı kitabında, Babilliler tarafından yazılan bu Tufan olayının 12bin yıl önce Doğu Asya'dan başlayarak kuzeybatıya doğru uzanan büyük su taşkınlıklarından kalan anılar olduğunu ve bu Tufan sonucu Orta Asya'da birçok şehir ve kasabanın en az 15 metre derinliği gömüldüğünü yazmışsa da, nedense bu kimsenin ilgisini çekmemişti. Bugün Arkeologlar, Orta Asya'da yapılan kazılarda, 13-15 metre derinlikte yerleşim kalıntıları buluyor.


ORTADOĞU TUFAN ÖYKÜLERİ 

Tevrat'ta Tufan 

Tekvin, Bab 6

İnsanlar çoğalıyor, çoğalınca kötülük artıyor ve yeryüzünde tanrı insanları var ettiğine pişman oluyor. Yüreği acı doluyor ve Rab diyor ki: "Yarattığım adamı hayvanları sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim. Çünkü onları yaptığıma nadim oldum." Fakat Nuh, Tanrı'nın gözünde gözünde idi, çünkü o Allah ile yürüdü. Nuh'un 'Sam, Ham, Yafes' adlı üç oğlu oldu. Allah'ın önünde yeryüzü bozulmuştu ve yeryüzü zorbalıkla dolmuştu. Allah Nuh'a dedi: "Bütün insanlığın sonu geldi; çünkü yeryüzü zorbalıklarla doldu. Ben onları yeryüzü ile beraber yok edeceğim. Kendine 'Gofer' ağacından bir gemi yap. Gemide odalar yapacaksın ve onu içerden dışardan ziftle ziftleyeceksin. Geminin uzunluğu üç yüz arşın, genişliği elli arşın, yüksekliği otuz arşın olacak ve gemiye ışıklık yapacaksın, geminin kapısını yan tarafa koyacaksın. Alt, ikinci ve üçüncü kat olarak yapacaksın ve ben göklerin altında bütün canlıyı yok etmek için yeryüzü üzerine 'sular Tufanı' getiriyorum. Yeryüzünde olanların hepsi ölecektir. Fakat seninle ahdimi sabit kılacağım ve seninle beraber oğulların, karın, oğullarının karıları gemiye gireceksiniz ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşayan, bütün beden sahibi olanlardan, her cinsten ikişer olarak gemiye gireceksin. Erkek ve dişi olacaklar; cinslerine göre kuşlardan, sığırlardan, cinslerine göre toprakta her sürünenden ikişer olarak sağ kalmak üzere sana gelecekler ve sen her yemekten kendine al ve yanına topla ve sana da onlar yiyecek olacaktır.."

Tekvin, Bab 7

Ve Rab Nuh'a dedi. "Sen bütün evdekilerle gemiye gir; çünkü seni bu nesil için Salih görüyorum. Bütün yeryüzünde zürriyetlerinin sağ kalması için kendine her temiz hayvandan erkek ve dişi olarak yedişer, temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer, göklerin kuşlarından da erkek ve dişi olarak yedişer alacaksın. Çünkü ben yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım ve yaptığım her şeyi toprağın üzerinden sileceğim." Nuh, Allah'ın dediği her şeyi ona göre yaptı. Yeryüzü üzerinde Tufan olduğu zaman Nuh 600 yaşında idi. Hepsi gemiye girdiler, Nuh Allah'ın emrettiği gibi temiz olmayan hayvanlardan, kuşlardan ikişer gemiye aldı. Nuh'un ömrünün 600. senesinde 2. ayda, ayın 17. gününde bütün kaynaklar yarıldı, göklerin pencereleri açıldı ve yeryüzü üzerinde kırk gün kırk gece yağmur yağdı.
Gemiye girdiler ve Rab kapıyı kapadı ve yer üzerinde 40 gün Tufan oldu. Sular çoğalıp gemiyi kaldırdılar, gemi suların yüzü üstünde yürüdü, bütün dağlar örtüldü ve yeryüzünde hareket eden bir şey kalmadı.  Yalnız Nuh ve kendisiyle beraber gemide olanlar kaldılar ve 150 gün sular yer üzerinde yükseldi ve Allah Nuh'u ve gemide olanları hatırladı ve yerin üzerinden bir rüzgar geçirdi, sular alçaldı, enginin kaynakları ile göklerin pencereleri kapandı ve göklerden yağmurun ardı kesildi ve 150 gün bittikten sonra sular azaldı ve gemi 7. ayda ayn 7. gününde "Ararat" dağları üzerine oturdu ve sular 10. aya kadar gittikçe azaldı. 10. ayın 1'inde dağların başları göründü ve 40 gün bittikten sonra Nuh geminin penceresini açtı ve kuzgunu gönderdi; kuzgun geri döndü. Güvercini gönderdi, o da konacak yer bulamadı geri döndü. 7 gün sonra tekrar güvercin gönderdi ve o ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağı ile geri döndü. Nuh suların yeryüzünden eksilmiş olduklarını bildi ve diğer bir yedi gün daha bekledi ve 601. yılında 1.ayda, ayın 1'inde yeryüzünde sular kurudu ve 2.ayda, ayın 17'sinde yer kurudu. Ve Allah Nuh'a dedi; "Sen, karın, oğulların, oğullarının karıları, seninle beraber olan her beden sahibi, gerek kuşları, gerek sığırları gerekse yer üzerinde sürünenleri kendinle beraber çıkar ki, onlar yerde türesinler, semereli olup çoğalsınlar." Ve Nuh ile etrafındakiler yerinden çıktı ve o Rab'a bir mezbah yaptı. Her temiz hayvandan, her temiz kuştan üzerinde yakma kurbanları yaptı. Ve Allah hoş kokuyu kokladı ve yüreğinden dedi ki: Adamın yüzünden artık toprağı tekrar lanetlemeyeceğim; çünkü adamın yüreğinden tasavvuru gençliğinden beri kötüdür. Yerin bütün günlerinin devamınca ekme, biçme, soğuk-sıcak, yaz-kış, gündüz ve gece kesilmeyecektir. Ve Allah Nuh'a, kendisiyle beraber olan oğullarına dedi ki: "Ahdimi sizinle sabit tutacağım ve yeryüzünü helak etmek için Tufan olmayacaktır. Ahdimin alameti şudur: Yayımı buluta koydum; yerin üzerine bulut getirdiğim zaman yay da bulutta görünecektir." 

     DEĞERLENDİRME 

Görüldüğü gibi (Tevrat'ta) insanlar çoğalıp kötülük arttığı için Tufan oluyor. Nuh, peygamber olarak insanları tek tanrıya inandırmak için uğraşmıyor. Çünkü o zaman henüz tek tanrı düşüncesi yoktu. O iyi bir insan olacağı için Tanrı ona Tufan olacağını ve ne yapması gerektiğini bildiriyor. Bu anlatıda bir hayli çelişki var.  
Birincisinde, gemiye dişi-erkek olmak üzere kuşlardan, sürüngenlerden alınması söyleniyor. Arkasından, temiz olmayanlardan(ne demekse) yedişer yedişer alması söyleniyor. İlk kırk gün kırk gece yağmur yağıyor, kabaran sular gemiyi alıp sürüklüyor. 40. gün 7'şer gün ara ile geminin penceresinden kuzgunu, güvercini, tekrar güvercini gönderiyor Nuh. Gidenlerin biri bir zeytin dalı ile dönüyor.(Zeytin ancak Akdeniz kıyılarında yetişir. Bu da İsraillilerin, Tufan'ı kendi ülkelerinde olmuş gibi algıladıklarını gösteriyor.) 
Son gönderilen dönmüyor. Buna göre 61 günde gemiden çıkıyorlar. Daha sonra yağmurun yağması, suların taşması 150 gün sürüyor. Allah ancak Nuh'u hatırlıyor. Yağmuru dindirip suları alçaltıyor, gemi Ararat Dağı'na oturuyor. Daha sonra devam ediyor: Gemiye bindiklerinde Nuh 600 yaşında. Sular ancak 601. yılın 1.ayında yeryüzünden çekiliyor. Yani tam 1 yıl sonra. Nuh aynı yılın 2.ayında, ayın 17'sinde tekrar toprağı kuru görüyor ve ancak o zaman gemiden çıkıyor. 
Görüldüğü gibi, Tufan'ın bitmesi 3 ayrı zaman dilimi içinde: İlkinde 61 gün, ikincisinde 150 gün, üçüncüsünde ise tam 13 ay ve 17 gün. Akıl alacak gibi değil. O kadar insan o kadar zaman ne yedi, ne içti, nasıl hava aldı? 40 gün bile çok uzun zaman. Bunun nedeni; ya ayrı kaynaklarda olan anlatılar birleştirilip bir araya getirilmiş olabilir veya Museviler tarafından ayrı zamanlarda ve ayrı kimseler tarafından yazılmış olabilir. 

Tevrat'ta yazılı olan bu tufan olayı daha sonra Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında akıl almayacak şekilde efsaneleştirilmiş. Geminin içindeki hayvanlar ve insanlar arasındaki yaşam ile ilgili inanılmayacak öyküler uydurulmuş.






kaynakça: Muazzez İlmiye Çığ,
Bilgameş/Gılgameş-Tarihte ilk Kral Kahraman,
Sümerlerde Tufan Tufan'da Türkler,
Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sümerler'deki Kökeni,
    Begmrat Gerey,
Maureen Gallery Kovacs,
William Ryan


TUFAN EFSANE Mİ? GERÇEK Mİ? PEKİ OLDU MU? YA HİÇ OLMADIYSA!!

İngiltere'de bir rahip ve jeolog olan William Buckland, 'Jeolojinin Din ile İlişkisi" adlı konferansında, İngiltere ve İskoçya ...